MHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SAYIN CELAL ADAN'IN 28 EYLÜL 2013 TARİHİNDE YAPMIŞ OLDUĞU BASIN AÇIKLAMASI

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, genel başkanımız Sayın Devlet Bahçeli başta olmak üzere, her şartta soğukkanlı, yapıcı, yol gösterici muhalefetin savunuculuğunu yapmaya devam ediyoruz.
​Bütün kışkırtmalara ve tuzaklara rağmen Türkiye sevdamızdan, milletimize, ülkemize ve ülkümüze olan sonsuz sadakatimizden zerre kadar geri adım atmadık, atmayacağız.
İstanbul’da olduğu gibi Türkiye’nin her yerinde parti teşkilatlarımız büyük bir gayretle, özveriyle ve inançla çalışmaya devam etmektedirler.
Siyasetin olağan akışında, olağan konular üzerinde konuşmayı, tartışmayı, önerilerimizi sunmayı elbette bizler de çok isterdik. Ancak ne yazık ki AKP Hükümeti buna izin vermemektedir. Türkiye, bir türlü normalleşememektedir. Çünkü iktidarın bizzat kendisi anormaldir.
Türkiye’nin bütün kesimleriyle problemli bir iktidar işbaşındadır. Öğrenciyle, adaletle, hukukla, komşu ülkelerle, basınla, gazetecilerle, iş dünyasıyla, milli değerlerle ve hatta sporla problemli bir AKP gerçeği ile karşı karşıyayız. Herkesi karşısına almayı, kendinden olmayanı düşman saymayı ve ezmeyi marifet sayan akıl dışı bir iktidar mantığı ile Türkiye yönetilmektedir.
Ekonomisi bile Amerikan Merkez Bankası’nın kararlarına, spekülatörlerin manevralarına endeksli bir Türkiye vardır.
Sürekli kendine yeni düşmanlar edinen bir dış politika anlayışı ile Türkiye yönetilmektedir. Suriye’de duvara toslayan bu anlayışın ülkemize maliyeti de mutlaka ağır olacaktır.
Daha önce de ifade ettim: Görmezden gelinen fakat mutlak surette tedbir alınması gereken problemlerin başında, Türkiye’nin her yanına dağılmış olan binlerce Suriyeli sığınmacı gelmektedir. Bunların ne kadarı El Nursa militanı, ne kadarı muhaberat ajanı, ne kadarı sıradan mültecidir bilmiyoruz.  Bu insanların kontrolü nasıl sağlanacaktır? Pimi çekilmiş el bombası gibi dolaşan bu insanlar ülkemizin iç güvenliği için bir tehdit değil midir? Suriye’deki iç savaş Türkiye’ye ithal edilirse bunun hesabını kim verecektir? Lübnan’da kaçırılan pilotlarımızı bile bulup getiremezken, binlerce mültecinin yapıp etiklerine nasıl bir istihbaratla engel olunacaktır?
Özellikle “sözde demokrasi paketi” üzerinde durmak istiyorum.
Bu pakete sözde paket diyorum. Çünkü bu pakette milletimizin sesi, sözü ve izi yoktur. Herkesin bildiği şeyi üzülerek ifade etmek isterim ki; bu bombalı pakette PKK’nın parmak izi vardır.
​Demokratikleşme Paketi adı altında üzerinde çalışılan ve her nedense açıklanma süresi sürekli ertelenen metnin, PKK’nın istekleri ve talepleri doğrultusunda hazırlandığı artık ortaya çıkmıştır. 
Paket üzerinde hükümet ile teröristbaşının pazarlık yaptığı gün gibi ortadadır. Paketin demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Demokrasi kılıfı giydirilen bu paket, ihanet belgesinden başka bir şey değildir.
​Bu paket “Made by PKK” damgası taşımaktadır. Çünkü bu paketin muhatabı da, mimarı da PKK ve teröristbaşıdır.  Yalnızca teröristi ve onların sözcülerini memnun eden bir paket, bir demokrasi olabilir mi? Sözüm ona pakette süslü cümlelerle milletimizin ağzına bir parmak bal çalıp, teröriste tepsi dolusu kaymaklı ekmek kadayıfı sunmanın neresi demokrasidir?
​Teröristbaşı Öcalan hükümete ‘format atmaktan’ bahsetmektedir. Bu ne cür’ettir. Teröristbaşı bu cesareti nereden almaktadır? Sayın Başbakan’ı geçtik, neden tek bir AKP sözcüsü çıkıp bu kepazeliğe cevap verme cesareti göstermemektedir? Onca Bakan, onca AKP milletvekili neden suskundur?
​Bu paket Türkiye’yi böler. Bu paket PKK’ya meşruiyet kazandırır. Terörü bitirmek yerine, teröristi daha da cesaretlendirir. Önü alınması mümkün olmayan, öngörülemeyen sorunlar yaratır.
​Bu paketle birlikte Türkiye’nin kuruluş felsefesi, ülkü, hedef ve idealleri tartışmaya açılacaktır. Ne yazık ki bunu tartışacak olanlar da milletimiz değil, ihanet şebekeleri ve onların taşeronları olacaktır. Milletimizin sesi kısılacak, memleket düşmanlarının sesleri yükseltilecektir.
Yaşanılan süreç hükümetin de, Sayın Başbakan’ın da acz içinde olduğunun açık göstergesidir. Milletin gözüne bakacağına, teröristin ağzına bakan bir anlayışı ve zihniyeti kabul etmemiz mümkün değildir.
​Sayın Başbakan sözde demokratikleşme paketini 30 Eylül’de, yani TBMM açılmadan bir gün önce açıklayacağını söylemişti.
​30 Eylül’e iki gün var. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, milletimize ve ülkemize olan sorumluluk duygumuzla, Sayın Başbakan’a bir kez daha seslenmek ve uyarmak istiyoruz.
​Yol yakından vazgeçin. Bulunduğunuz yer köprüden önce son çıkıştır.
Aklınızı başınıza toplayın. PKK’yı devlete ortak etmeyin.
Binlerce şehidimizin kemiklerini sızlatmayın. Şehit analarının, gazilerin, yetimlerin ve milletimizin ahını almayın.
Bir avuç teröristi ve onların siyasetteki temsilcilerini memnun etmeyin. Türkiye’yi bölmeye çalışanlara fırsat vermeyin. Teröriste değil milletimize kulak verin.
Bir milleti bir arada tutan dil birliğini, ülkü birliğini, hedef ve ideal birliğini örselemeyin.
Milletimizin sabrını daha fazla zorlamayın. Milletimizin iyi niyetini test etmeye kalkmayın. Kötü sonuçları çocuklarımıza, torunlarımıza kadar uzanacak bu tahribata daha fazla hizmet etmeyin.
Tarih karşısında da, milletimizin vicdanında da sonsuza kadar kendinizi mahkûm edecek ihanet senaryolarına taşeronluk yapmayın.
​Bizim demokrasiyle problemimiz yok. Demokrasiye sözümüz yok. Fakat bu paketin içinde de demokrasi yok. Bu paket milletimizi ayrıştırır, kamplara böler.
​Demokrasi adı altında, Türkiye’yi ‘her türlü kurguya, oyuna ve provokasyona açık bir ülke’ haline getirmeyin. Aksi halde sizi biz de affetmeyiz, milletimiz de affetmez, tarih de affetmez.

Benzer İçerikler