MHP GNL BŞK YRD CELAL ADAN'IN 15 MART 2014 TARİHİNDE YAPMIŞ OLDUĞU BASIN TOPLANTISI

MHP GNL BŞK YRD CELAL ADAN'IN 15 MART 2014 TARİHİNDE YAPMIŞ OLDUĞU BASIN TOPLANTISI

Değerli Basın Mensupları,

                Bildiğiniz gibi 30 Mart yerel seçimlerine 2 hafta gibi kısa bir süre kaldı.

                Türkiye genelinde 52 milyon 695 bin seçmen, İstanbul’da ise 9 milyon 997 bin seçmen sandık başına gidecek.

                Bu rakamlara bakıldığında Türkiye’deki yaklaşık her 5 seçmenden birinin İstanbul’da yaşadığını, İstanbul’da oy kullanacağını görüyoruz.

                Dolayısıyla İstanbul; 30 Mart yerel seçimlerinin kilit şehirlerinin başında gelmektedir.

                İstanbul elbette sadece nüfusuyla değerlendirilmeyecek kadar büyüktür. İstanbul’un büyüklüğü sadece nüfusuyla, seçmen sayısıyla izah edilemez.

                İstanbul Türkiye’nin lokomotifidir. Ülkemizde üretilen katma değerin dörtte biri İstanbul kaynaklıdır. Eğer İstanbul bir şehir değil de bir ülke olsaydı, dünyanın ilk 50 ekonomisi içinde yer alırdı.

                Bu toplantımızda İstanbul’a ilişkin beylik sözler etmek istemiyorum. Fakat şu çok iyi bilinmelidir ki; İstanbul demek Türkiye demektir. İstanbul Türkiye’nin göstergesidir, dünyaya açılan penceresidir ve dışarıdan bakıldığında bizim aynamızdır.

                Dolayısıyla bu şehre ilişkin üretilecek her proje, söylenecek her söz ve geleceğine dair her projeksiyon son derece önemlidir.

İstanbul ekonomisinin, hak ettiği gibi, uluslararası bir fikir, kültür, ekonomi/finans, hatta insanlık merkezine yaraşır şekilde yeniden inşası mutlak surette sağlanmalıdır.

Ancak bugüne kadar İstanbul’a ilişkin sistematik bir çalışma programı ne yazık ki hayata geçirilememiştir. Başarılı örnekleri yok değildir fakat bütüncül bir "İstanbul kavramımızın" ve sistematik bir çalışma programımızın olmadığı da kesindir.

Mimariden başlayarak kente yapılan ve hâlâ yapılmakta olunan kötülükten, vizyonsuz yönetimlerin İstanbul’a musallat olmasına kadar tartışmamız gereken birçok konu vardır.

İstanbul yıllardır sadece rantın bir aracı olarak görülmüştür. İstanbul şehrinin büyüklüğü ve ruhu; rant kavgalarına ve bitmek bilmez bir iştaha kurban edilmiştir.

Bu kentte yaşayan milyonlarca insan, şehrin sefasını değil cefasını çekmektedir.

 

Değerli Basın Mensupları;

Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi İstanbul’da da hem Büyükşehir’de, hem ilçelerimizde yüksek profilli adaylarımızla 30 Mart seçimlerine katılıyoruz.

Bizim adaylarımız gerek liyakatleri, gerekse projeleriyle İstanbul’u yönetmeye taliptirler. Bütün adaylarımızın ortak noktası; millete ve devlete olan tartışılmaz sadakatleridir. Her biri dürüst, ahlaklı ve işinin ehli kişilerdir. Kamuoyu önderi sıfatı taşıyan adaylarımız, sorunların bilincindedirler.

Bizim belediyecilik anlayışımızın temelinde ‘insan’ vardır. İnsana sevgi, saygı ve muhabbet vardır. Zaten belediyecilik hizmetlerinin temel amacı da; insanları mutlu etmek değil midir?

İstanbul özelinde baktığımızda ise; bu şehirde yaşayan insanlarımızın belediyecilik hizmetlerinden kaynaklanan mutsuzluklarını gidermek temel önceliğimizdir. İstanbul, yaşanması zor bir kent olmaktan mutlak surette çıkarılmalıdır. Aksi halde İstanbulluların yaşadığı zorluk birikerek artacak ve nihayetinde İstanbul yaşanmaz bir kent halini alacaktır.

İstanbul Büyükşehir ve İlçe adaylarımız yoğun bir biçimde çalışmalarını yürütmektedirler. Bizler Genel Merkez Yöneticileri ve milletvekilleri olarak, seçim bölgelerimizde bu çalışmalara destek vermekteyiz.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Türkiye’nin her yerinde mitingler düzenlemekte ve son derece başarılı bir kampanya yürütmektedir. Sayın Bahçeli, bütün mitinglerimizde toplumsal barıştan, kardeşlikten, huzurdan yana tavrını net biçimde ortaya koymaktadır.

Bu seçimlerin parlayan yıldızı Milliyetçi Hareket Partisi olacaktır.

İktidar partisi, devlet olanakları ve bindirilmiş kıtalarla istediği kadar şov yapsın. 30 Mart yerel seçimlerinde milletimiz dürüstlükten, hizmetten ve liyakatten yana tercihini yapacaktır.

 

Değerli Basın Mensupları;

30 Mart seçimlerine Türkiye ne yazık ki olağanüstü koşullarda gitmektedir. Bu seçimin yerel ruhu gitmiş, yerine bir tür hesaplaşma mantığı gelmiştir. Sayın Başbakan seçim meydanlarında kin kusmaktadır. Kendi siyasi ikbalini bu seçimlere bağlamış durumdadır. Özellikle 17 Aralık sonrasında sadece kendini ve etrafını kurtarma telaşıyla herkese saldırmaktadır.

Türkiye’nin her yerinde kaos hakimdir. Türkiye adeta bir savaş alanına, savaş meydanına dönmüştür.

Sayın Başbakan’ın seçim meydanlarında kullandığı dil; milletimizi ayrıştıran, bölen ve insanlarımız arasına bariyer kuran bir dildir. Sayın Başbakan sadece “ötekileştirerek” ve hayali düşmanlar yaratarak kendini koruma altına almaya çalışmaktadır. Kendi yazdığı senaryolar üzerinden milletimizi kamplara ayıran bu zihniyet; Türkiye’nin barışı, geleceği ve menfaatleri açısından da artık bir tehlike halini almıştır.

Memleket yangın yerine dönmüştür. Bu yangında bile Sayın Başbakan kendi derdine, kendi siyasi geleceğinin derdine düşmüştür.

Milletimize barış, huzur, güven, hoşgörü telkin etmesi gereken Sayın Başbakan; tam tersine yangına körükle gitmektedir. Türkiye bu iktidarla birlikte bölünmeye başlamıştır. Bizi asıl endişelendiren ise zihinlerdeki bölünmedir. Vatandaşlarımız iktidar eliyle birbirine düşürülmüştür.

Üzülerek söylüyorum; bugün Türkiye’nin huzurunun ve istikbalinin önündeki en büyük tehdit AKP’dir.

Bu nedenle 30 Mart seçimleri Türkiye’nin huzuru ve istikbali için de son derece kritik bir öneme sahiptir. Milletimiz hiç şüphesiz huzurdan yana tercihini yapacaktır. 30 Mart sandıklarında iktidara gerekli uyarıyı kuvvetli bir biçimde yapacaktır.

 

Değerli Basın Mensupları;

Son derece önemli bir konuda daha sizlerle görüşlerimizi paylaşmak istiyorum.

Sizlerin de bildiği gibi özellikle 17 Aralık sonrasında medyamız üzerindeki baskı her geçen gün artmaktadır.

Herkesin bildiği ve doğruluğu belli olan ses kayıtları buzdağının sadece görünen kısmıdır. Sayın Başbakan ve AKP yöneticileri kendilerini “medya müfettişi” yerine koymuşlardır. Yüzlerce gazeteci en masum AKP eleştirilerinden dolayı işinden edilmiştir.

RTÜK’ün yayınladığı ve TRT’nin siyasi partilere bakışını özetleyen rapor çok manidardır. Milletin vergileriyle çalışan bir devlet kurumunun iktidar yanlısı yayınları bu raporla belgelenmiştir.

RTÜK’ün İzleme ve Değerlendirme Raporu’na göre TRT, 22 Şubat- 2 Mart arasında toplam yayın süresinin 13 saat 32 dakikasını AKP’ye ayırırken, muhalefete sadece 2 saat 48 dakika yer vermiştir. TRT Haber, mitinglerden kesitler yayınladığı seçim yayınlarının toplam yayın süresinin yüzde 89.52’sini AKP’ye, yüzde 5.29’u MHP’ye, yüzde 4.96’sını CHP’ye, yüzde 0,22’sini BDP’ye ayırmıştır.

Bunu yapan bir devlet kurumudur. Yani tarafsız olması gereken bir kurum açıktan iktidar yanlısı yayınlar yapmaktadır. TRT, ne yazık ki AKP televizyonu gibi çalışmaktadır.

Bunu kabul etmemiz, sineye çekmemiz mümkün değildir. TRT milletin malıdır. Hiç kimsenin çiftliği değildir. Bunun adı aymazlıktır, milletin vergisine ihanettir.

 

Değerli Basın Mensupları;

Basınımızın mide bulandırıcı bir iktidar baskısı ile karşı karşıya olduğunun farkındayız.

Fakat buna rağmen medyamızın da kendine bir çeki düzen vermesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Buradan Türk basınına şunu söylemek istiyorum: AKP iktidarı zannettiğiniz kadar güçlü değildir. Bu iktidarın gücü emin olunuz kendinden menkuldür. Bu iktidar gücünü zulümden almaktadır. Fakat şu çok iyi bilinmelidir: Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur… Bunların ahiri de berbat olacaktır.

İktidarın yarattığı bu güç vehminden korkmayınız. Basın milletimizin vicdanı olmak durumundadır. Gün olacak, devran dönecek ve bu korku düzeni elbette yıkılacaktır. Zalimler eninde sonunda milletimizin iradesi karşısında gerekli dersi alacaklardır.

Sadece iktidarın adaylarının haberlerini ön plana çıkararak, muhalefeti görmeyerek bir yere varılması mümkün değildir. Özelikle büyükşehirler ve İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de sadece AKP ve CHP’nin adaylarına odaklanmış bir medya gerçeği ile karşı karşıyayız.

Bu şehirler yarışın sadece bu iki parti arasında geçtiği yönünde bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu bakış açısı; her şeyden önce demokrasinin ruhuna ve basının tarafsız haber verme misyonuna aykırıdır.

İstanbul’da Sayın Rasim ACAR, Ankara’da Sayın Mevlüt KARAKAYA, İzmir’de Sayın Murat TAŞER sürekli vatandaşın içindedir, sürekli projeler üretmektedir. Fakat basınımız bu değerli adaylarımızı görmemektedir. Onları adeta ötekileştirmektedir. Türk basını eğer bu bakış açısıyla devam ederse, en büyük zararı yine kendine verecektir. Vatandaşlarımız nezdinde itibarını kaybeden bir medyanın, bu itibarını yeniden toparlaması çok zor olacaktır.

 

Değerli Basın Mensupları;

Toplantımızın başında da ifade ettiğim gibi Milliyetçi Hareket Partisi, 30 Mart yerel seçimlerinde mutlaka bugün gösterilen rakamların, anketlerin çok üzerinde bir başarıyı yakalayacaktır.

Bu seçimleri birçok şehirde sadece AKP ve CHP rekabeti olarak takdim edenler, büyük bir hüsrana uğrayacaktır. AKP ve CHP gerilimine hapsolmuş bir Türkiye’nin tek çıkış yolu Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Partimiz huzurun ve güvenin Türkiye’deki yegane sigortasıdır. Bunu da 30 Mart’ta dost düşman herkes görecektir.

Benzer İçerikler